tarafından yayınlanmıştır
11. December 2009 08:36
Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Bilgi Teknolojileri Kurumu ile birlikte düzenlenen Haberleşme Teknolojileri Sempozyumu'nun ikinci kez iletişim danışmanlığını üslendik. Sempozyum bugün sona erecek.
Sempozyum, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal kalkınmasının itici gücü konumundaki haberleşme sektörünün en önemli buluşmalarından biri haline geldi. Ulaştırma Bakanı, Turkcell, Avea, Vodafon başta olmak üzere sektörün önde gelen pekçok şirket temsilcisi oradaydı.
Sempozyuma evsahipliği yapan Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Fakültesi'nin Dekanı, bir açılış konuşması yazmamı rica etmişti. Oturdum keyifle yazdım. Yazıyı hazırlarken Sempozyum'un içeriğine denk düştüğüne inandığım için en son okuduğum kitaplardan biri Thomas Friedman'ın Dünya Düzdür adlı kitabından kısa bir alıntı yaptım. Teveccüh göstermişler, pek beğenmişler. Bu nedenle, burada da paylaşmak istedim. Belki ilgi duyanlar olabilir, kitabı alıp okuyabilir... Bugünkü dünyayı farklı bir bakış açısıyla anlamamıza yardımcı olacak, vizyon açıcı ve yararlı bir kitap olduğuna inanıyorum. Ancak burada çok küçük bir bölümüne değinebiliyorum.
Kitabın yazarını tanımayanlar için çok kısa bir bilgi; Thomas Friedman, New York Times gazetesinin dış haberle konusunda yazan bir köşe yazarı, üç Pulitzer Ödülü’nün de sahibi... Daha fazlasını isteyenler İnternet'ten kolayca bulabilirler. Sempozyum için de google'dan habtekus 09 yazarsanız, bilgilere ulaşabilirsiniz.
Burada paylaşmak istediğim konu aslında bizlerle ilgili... Yani zamanının ciddi bir bölümünü İnternet'te, sosyal ağlarda geçiren bizleri ilgilendirir, diye düşünüyorum.
Friedman, İnternet ve mobil haberleşme olanaklarının dünyaya hızla yayılmaya başlaması ile küreselleşmenin oyun alanını nasıl yeniden düzenlediğine dikkat çekiyor. Bu yeni çağda dünyanın nasıl çok küçük bir yer haline gelip oyun sahasının nasıl düzleştiğini, bu değişime karşı koymaya çalışan toplumların kaçınılmaz bir şekilde güçlerini bu değişime nasıl uydurmak zorunda olduklarını, aksi takdirde nasıl geri kalacaklarını anlatıyor...
Tabii ki, dünyayı düzleştiren, üretim, ulaştırma ve haberleşme teknolojisi alanındaki son derece hızlı ve baş döndürücü gelişmeleri Friedman, üç büyük dönem halinde açıklıyor ve bizi düşünmeye sevk eden soruları da eklemeyi unutmuyor;
Küreselleşme I adını verdiği birinci dönem, 1492’de Kristof Kolomb’un eski dünyadan yeni dünyaya yelken açmasıyla başlayıp, 1800’lere kadar sürüyor ve bu dönem dünyayı Büyük Boy’dan Orta Boy’a küçültüyor. Friedman’a göre bu dönemin önde gelen unsurları, ülke ve ülkenin sahip olduğu güçtü. Bunlar insan gücü, beygir gücü, buhar gücü... Ülkenin gelişmişlik düzeyi bu güçlerin en yaratıcı biçimde nasıl kullanıldığına bağlıydı. Küreselleşme I’deki birincil soru şuydu: Ülkem, küresel rekabetin neresinde? Ülke olarak nasıl küreselleşip başka ülkelerle işbirliği yapabiliriz?
Küreselleşme sürecini tamamlayamamış bir ülkede yaşadığımızı düşünürsek, son zamanlarda gözümüzün önünde olup bitenleri umarım farklı bir şekilde görür ve yorumlayabiliriz. Örneğin, T.C. Devleti'nin hiçbir kurumu, henüz bir diğer kurumla entegre olamamış durumda... Böyle olunca da özel sektör şirket ve kuruluşları ile vatandaşıyla da bu bütünleşmeyi henüz sağlayamamış durumda. Yani İnternet'e girip tek bir noktadan sabıka sicil kaydı, pasaport, muhtardan ikametgah, şirketin ticari faaliyeti, sağlıkla ilgili bir işlem, bir ihale başvurusu veya sosyal güvenlik durumunuzla ilgili işlemleri sonuçlandıramıyoruz. Yaşadığımız kent ya da semtin belediyesinin harcamalarını, sanayi ve ticaret bakanlığının bütçe ve yatırım planlarını vs. şeffaf bir şekilde göremiyoruz. Bir devlet, eğer sanayi kapasite kullanım oranlarını bir yıl, altı ay geç açıklıyorsa, nüfus ve iş gücünü dört yılda bir tespit edip bir yıl sonra bile oranlayamıyorsa, diğer ülkelerle nasıl rekabet edecek?
Oysa ilerlemiş ülkelerde bunlar tek tuşa basarak öğrenilebiliyor. Kurban bayramı tatilinde Sultanahmet'te tanıştığım Hollandalı bir çift, devlet görevlisiydi ve işlerini biraz gelişmiş bir cep telefonu takip ediyor ve kesintisiz sürdüyorlardı. Öğrendim ki, zaten devlet dairesine gitmiyor, evden çalışıyorlarmış.
Friedman’ın Kürselleşme II diye tanımladığı dönem 1800’lerden 2000’e kadar sürüyor ve dünyayı Orta Boydan Küçük Boy’a küçültüyor. Bu dönemde küresel entegrasyonun arkasındaki dinamik güç, çok uluslu şirketler. Hollandalıların ve İngilizlerin başını çektiği ve sanayi devrimiyle gelişen bu çok uluslu şirketler, pazar ve işgücü bulmak için dünyaya açılmışlardı. Dönemin birinci evresinde buhar makinaları ve demiryolları ulaşım maliyetlerini düşürmüş, ikinci evresinde ise telgraf, telefon, PC, uydu, fiber-optik kablolar iletişim maliyetlerini azaltmış. Mal ve bilginin kıtadan kıtaya kolayca ve hızla iletilebilmesi sayesinde gerçek küresel ekonominin doğuşu ve olgunlaşması, yine bu evrede olmuştur. Bu dönemin en önemli sorusu ise şuydu: Şirketim küresel ekonominin neresinde? Şirket olarak nasıl küreselleşip başka şirketlerle işbirliği yapabilirim?
Türkiye'nin yüzde 99'u Kobi ölçekli şirketlerden oluştuğunu düşünürsek, bilişim teknolojilerinden yararlananların oranı tahminen yüzde 15 civarında... Birkaç Avrupa ülkesinden daha büyük bir Türkiye, küresel rekabeti sadece İSO ilk 500 ya da İSO ikinci 500 kategorisine giren şirketleriyle mi, gerçekleştirecek?
Friedman’a göre Küreselleşme’nin III. Dönemi ise 2000’den başlayarak halen devam etmekte olan yepyeni bir döneme işaret ediyor. Bu dönem dünyayı hem Küçük Boydan Minik Boy’a getirmekte hem de oyun alanını düzleştirmektedir.
Az önce aktardığım gibi Küreselleşme I’in arkasındaki dinamik güç, ülkelerdi, Küreselleşme II’de şirketler iken, Kürselleşme III de ise bizler yani BİREY olmuştur. İşte bunu sağlayan, fiber optik şebekeler ve çok çeşitli yazılımlardır.
Yazımın esas konusu da burada... Şimdi, bizler burada bireyler olarak kendimize şu soruyu sorabilir miyiz? Ben küresel rekabetin neresindeyim? Küresel düzeyde başkalarıyla nasıl işbirliği yapabilirim?
Belki de bu soruyu XING yönetimi, bir araştırma konusu yapabilir. Türkiye'deki üyeleri arasında kaç kişi, Çin'den ABD'ye, Finlandiya'dan Güney Afrika'ya uzanan coğrafyada bu sosyal ağ vasıtasıya iş yapma fırsatları yaratmış? Ne kadarlık bir iş, işbirliği veya ticaret hacmi gerçekleştirmiş? İlişki kurmaktan, laflamaktan bahsetmediğim açık sanırım... Bu digital ortamda ilişkide, bağlantıda olmak, yazışmak durağan bir durum... İletişim kurmak ise aktif ve hedefi olan bir eylem ki, bunun sonunda ancak kanlı, canlı iş yapma potansiyelini ortaya çıkarır. Buna İnternet üzerinden iş yapmayı da dahil edebiliriz, tabii ki...
Kürselleşme I ve Küreselleşme II’nin esas aktörleri Avrupalı ve Amerikalı ülkeler, şirketler ve kaşiflerdi. Ancak dünyayı hem küçülttüğü hem de düzleştirdiği için Küreselleşme III’de Batılı ve beyaz ırktan olmayanlar, yani Hintliler ve Çinliler de artık hem birey hem de şirket olarak oyun alanına girmekte ve güçlenmektedirler.
Bildiğiniz gibi, son yıllarda teknolojiye yapılan muazzam yatırımlar sayesinde geniş bant yani hızlı İnternet erişimi dünyanın her tarafını birbirine bağladı, bilgisayarlar ucuzladı ve yazılım patlaması oldu. Google gibi arama motorları ve e-mail, bir işi parçalayıp bir kısmını Boston’a, bir kısmını Beijing’e, bir kısmını da Bangalore’a gönderen özel yazılımlar, zihinsel işin ve zihinsel sermayenin dünyanın herhangi bir yerinden bir başka yerine iletilebildiği bir platform yarattı.
Düşünün New York veya Amsterdam’dan McDonalds’a sipariş veren birine aslında Hindistan’daki call-center’da çalışan genç bir kız yanıt veriyor… İstanbul’dan Turkcell’i arayan bir müşteriye Erzurum’da okuyan bir üniversiteli öğrencimiz yanıt veriyor.
Görüldüğü gibi iletim ve iletişim sorunları ortadan kalktıkça oyun alanı, yani dünya da düzleşiyor. Hemen herkes, şu an bizim yaptığımız gibi düz beyaz ekranlardan haberleşiyor. Bu örneklere baktığımızda, Friedman’ın bu tanımına katılmamak mümkün değil.
Evet, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, minik ama ağlarla birbirine bağlı insanlardan oluşan şirket ve devletleri de kapsayan küresel bir dünya ortaya koyuyor. İyi ve kötü taraflarıyla, karşı çıksak da, kabullensek de hayat tarzımız ağların arsında geçiyor...
Öte yandan, devlet ile büyük işletmeler arasındaki değişen ilişkiler, bu küreselleşme kavramı ile kolayca özetlenebiliyor.
Fakat bugünkü durum, kuşkusuz ki çok daha geniş, çok daha derin bir olgu. Yalnızca devlet, iş dünyası ve insanların nasıl iletişim kurduklarını tanımlamakla kalmıyor, yepyeni toplumsal ve politik iş yapma modellerinin de bir bileşimi oluyor.
Satış ve pazarlama kampanyaları, bu alemde kurulan tuhaf hayatlar, yayınlar; e-learning, b-learning, MBA eğitimleri, siyasal propaganda ve seçim çalışmaları... İşte ABD seçimleri sonucunda kazanan Obama'nın zaferi aslında İnternet'in zaferi!
Bilgi ve iletişim teknolojisindeki gelişmeler, Friedman’ın da belirttiği gibi, sadece bireysel yaşamımızın her alanını etkilemekle kalmıyor, başta finans, lojistik, sağlık, perakende, yazılım, otomotiv ve beyaz eşya olmak üzere farklı sektörlerdeki gelişime de zemin oluşturuyor.
Bugün bankacılık işlemlerimizi şubeye gitmek yerine İnternet uygulamalarını kullanarak birkaç dakikada gerçekleştirebiliyor, uzaktan bakım ve sağlık hizmetlerini alabiliyorsak, tüm bunların temelinde dünyayı düpdüz eden teknolojinin artan hızı ve kalitesi yatmıyor mu?
Tüm bunlara rağmen, bizleri ilgilendiren bir diğer konunun Türkiye’de yazılım ve donanım üretiminin neden arzu edilen seviyeye ulaşamadığıdır, diye düşünmekteyim. Avrupa Birliği ABD ile olan digital uçurumu 50 yıl, Japonya ile olan digital uçurumu 20 yıl olarak ölçümleyip ciddi tedbirlerle kapatmaya çalışırken biz ne yapıyoruz? Devrim Arabaları filmini seyredenler, hatırlayacaktır, neden bu içimizden veya dışımızdan birileri tarafından engelleniyoruz?
Dünyaya ve insanlara yön veren bu hızlı değişimin sanıcılarına da dikkat çeken Friedman şöyle diyor; Ulus-devletin ve Sanayi Devrimi'nin doğuşu gibi kökten değişimler bireylerin rolü, kadınların rolü ve hükümetlerin rolü ve şekli; yenilik, savaş ve iş yapma şekli; eğitim, din ve sanat yaklaşımları ve bilimsel araştırmalar üzerinde derin etki yapmıştır. Uygarlık büyük bir değişim geçirdiğinde tüm dünya sarsıntı yaşar. Ancak bundan önceki değişimlerle yenisi arasındaki köklü fark vardır: yayılma hızı ve derecesi. Gutenberg matbaayı icat ettikten sonra baskıya geçiş onlarca yıl sürdü ve uzun bir süre gezegenin yalnızca küçük bir kısmında gerçekleşti. Sanayi Devrimi de öyle. Oysa düzleşme süreci ışık hızıyla yayılmakta ve gezegenimizdeki pek çok kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir. Yeni döneme geçiş ne kadar hızlı ve yaygın olursa sarsıntı da o kadar büyük olacaktır.
Bu değişimin kültürler, inançlar üzerindeki etkisini, Bush’u da hedefe koyan ABD’den Çin’e, Türkiye’yi de bilerek ve tanıyarak içine kattığı İslam ülkelerinden Avrupa ve Afrika’ya kadar değişik coğrafyalardaki ülkelere değinerek petrolün, savaşların, açlığın, terörün hüküm sürdüğü dünyanın düz olmayan yönlerine de ışık tutmaya çalışıyor.
Bu kitap bir “İş dünyasında nasıl başarılı olunur?” kitabı değildir. Ancak bu kitap için
araştırma yaparken şunu öğrendim: Bugün başarılı olan firmalar düz dünyanın
işleyişini anlayıp ona göre stratejiler geliştiren firmalardır.
Yazımın bu son bölümünü Friedman’ın küçük ya da büyük kendi teknesiyle ya da gemisiyle yol almaya çalışanlara düzleşen dünyayı algılamamız ve düpdüz olmamamız için de birkaç ipucu vermeyi de ihmal etmiyor.
Bunun kurallarını şöyle özetleyebiliriz:
Kural 1: Dünya düzleşirken etrafınıza duvar örmeyin; sahip olduğunuz imkan ve özellikleri geliştirin.
Kural 2: Küçük firmalar büyük davranmalıdır. Bunun da yolu yeni işbirliği araçlarından daha hızlı ve daha kapsamlı şekilde yararlanmaktan geçer.
Kural 3: Büyük firmalar ise küçükmüş gibi müşterilerinin taleplerine kulak vermeli, ona göre üretim yapmalıdır.
Kural 4: En iyi firmalar başkalarıyla en iyi iş birliği yapanlardır. Teknoloji, pazarlama, biotıp, imalat; hangisi olursa olsun değer yaratma o kadar karmaşık hale gelmiştir ki hiçbir firma veya departman tek başına altından kalkamaz.
Kural 5: Firmanızın röntgenini çekin; her departmanı, her fonksiyonu mercek altına alın ve hangisini kendiniz yapıp hangisini dışarı yaptırmanın (out-sourcing) daha yararlı olacağına karar verin.
Kural 6: Out-sourcing aracını firmanızı ve pazar payınızı büyütmek için kullanın; insanları işten atmak amacıyla değil.
Ve bir kıssadan hisse, “Hatıralarınız hayallerinizden fazlaysa sonunuz yakındır”.
Düzleşen dünyada düpdüz olmamak dileğiyle,
Yavuz Can Yazıcı
Currently rated 5.0 by 1 people
- Currently 5/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
Etiketler:
(c) 2009 - Tüm telif hakları PRAKTİF Ltd. Şti.'ne aittir.