Bir şirketin, içinde bulunduğu sosyal çevreden, tedarikçilerinden, müşterilerinden, çalışanlarından, ülkenin yasal mevzuatlarından, kültür ve değerlerinden, bulunduğu coğrafyanın jeopolitik durumundan kendini soyutlaması düşünülemez…
Bir başka tanımla, hiç bir yasal organizasyonun, çevresini oluşturan ekosistemden etkilenmeden yaşaması mümkün değil. Dolayısıyla kontrol etsek de etmesek de, sınırlarını çizsek de çizmesek de hepimiz bir ekosistem içerisinde karşılıklı etkileşimlerle yaşamak zorundayız…
Üstelik İnternet’in hayatımıza girmesiyle etkileşim alanımız küresel boyutlara ulaşırken, A, B, C, D gibi bilinen sosyo-ekonomik kategorilerin geçerliliğini yitirdiği bugünün ekonomi düzeninde, şimdi her yaş, cinsiyet, kültür, eğitim ve ilgi alanı ile çeşitlenen onlarca hedef tüketici tipi oluştu. Bir şirketin ya da organizasyonun varlığını ve farklılığını anlatabilmesi, bu onlarca tüketici tipinde, her birinin kalbinde ve beyninde yer edinebilmesi, bugün her marka, kurum ve kuruluş için daha da zorlaştı… Arzu edilen olumlu algı ve itibarın oluşmasının yıllarca sürdüğü, kaybedilmesinin ise anlık olduğu günümüzde, iletişim süreçlerinin yönetilmesinin de giderek karmaşıklaştığı ve kontrolünün ne kadar zorlaştığı hiç de yabancımız olmayan sorunların başında olsa gerek…
Tüketicinin “kral” olduğu günümüzde, “iletişim”e yapılan yatırımın, tıpkı bir tesise, donanıma, altyapıya yapılanın da ötesinde, “geleceğe yapılan çok daha önemli bir yatırım” olduğu, küresel rekabette var olmak isteyen her şirket için kaçınılmaz bir gerçek. Müşterisini tanımayan, kendisi hakkında “farkındalık” ve “farklılık” yaratamayan hiçbir kuruluş ya da markanın gelecekte de var olma şansı kalmayacak!
Bunlarla birlikte, bir “marka”nın en temel üç bileşenini oluşturan “isminin, cisminin, tüketicisinin”; bir “kurum”un temel bileşenleri arasında bulunan “değerleri, lideri ve faaliyet alanları” ile ilgili iletişim süreçlerinin kendi seyrine bırakılmaksızın planlı, kesintisiz ve tutarlı bir biçimde yönetilmesi gerektiği de kaçınılmaz bir başka gerçek. Bu iletişim yatırımımın amacını, bir şirketin veya bir organizasyonun kültür ve değerlerini, yönetim felsefesi, iş yapış tarzını, hedeflerini benimsemiş elçiler yaratmak, şeklinde tanımlayabiliriz. Bir çalışanın sadece sadık bir çalışan olmasının dışında, bu tanım, mensubu olduğu kuruluşun bir elçisi bir markası olarak çalışanın iş veya özel yaşamında içinden geldiği gibi değil, aksine bilerek ve isteyerek girdiği her çevrede mensubu olduğu kuruluşu temsil ettiğinin bilinciyle, seçilmiş davranışlar sergilemesi demektir.
Özetlersek, mevcut üretim tesisinize ek olarak yapmayı planladınız arazi, bina, makina, kredi, insan kaynağı veya pazarlama yatırımlarında daha az olmamak kaydıyla en başta çalışanlarınıza, hissedarlarınıza, bayilerinize, tedarikçilerinize, işbirliği yaptığınız kişi ya da kurumların mensuplarına, çevrenize, içinde yaşadığınız topluma, yardıma muhtaçlara, sektörünüze ve müşterilerinize yönelik olarak bilinçli, planlı, sürekli, kesintisiz ve tutarlı biçimde sürdüreceğiniz etkileşimli iletişim çalışmaları şirketinizin veya organizasyonunuzun kredibilitesini; yani önce bilinirliliğini, zamanla beğenirliğini ve itibarını artıracaktır. Şirketinizin artan kredibiletisi de arzu ettiğiniz, hedeflediğiniz likitideyi getirecektir.
Aslında şirketler de insanlar gibidir… Çevrenizde nasıl insanlar görmek istiyorsanız, seçerek davranırsınız. Açık, özü sözü bir ve doğru, iyi günde ve kötü günde yanınızda olan, yardımsever, güler yüzlü, bilgi ve deneyim sahibi karakterdeki kişilerle olan ilişkiler geliştirmeyi tercih ederiz. Nasıl ki, eşimize, dostumuza, akrabalarımıza, iş ve okul arkadaşlarımıza, büyüklerimize ve küçüklerimize dengeli ve adilce zaman ayırıp ilgi gösterdiğimizde sevilen, aranılan bireyler oluyorsak tıpkı şirketler de varlığı ile bünyesinde ve çevresinde oluşturageldiği ekosistem içinde beğenilen, ürün ve hizmetleri daha çok tercih edilen olabilirler…
Yavuz Can Yazıcı
İletişim Danışmanı