KAZANMAK İÇİN SİZİN NE YAPTIĞINIZI, SİZİN DIŞINIZDA KAÇ KİŞİNİN BİLDİĞİ ÖNEMLİ

tarafından yayınlanmıştır 30. March 2009 10:02

 

1)      Merhaba, bize kendinizden bahseder misiniz?   

Sanırım en zor soru bu; zira hayatta bizi var eden birikimler sadece edinilen iş deneyimlerinden oluşmuyor. Hobiler, ilgi alanları, sanat, felsefe gibi konularla da besleniyor, aklımızı ve ruhumuzu daha rafine hale getirirken dünyayı ve yaşadığımız bu küresel toplumu anlamaya, hayatımıza anlam vermeye çalışıyoruz. Açıkçası bireysel çabam, tıpkı bir “çırak” gibi hep bu yönde oldu.Descartes’in “Hüner sadece iyi düşünmek değil, iyi düşünceyi iyi bir şekilde uygulayabilmektir” dediği gibi, teoriyle beslenip yaptığımız uygulamalarla sunduğumuz hizmetin işi talep eden için ne kadar yararlı olduğunu da değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Dürüst, dengeli ve her iki taraf için de adil olması, işimizin “püf noktası” olduğunu düşünüyorum.İşte böylesine her iki taraf için de yararlı bir çalışma ortaya koyabilmek için işin mutfağında iyi pişmek gerektiğini hiç aklımdan çıkarmadım. Bu nedenle de meslek hayatıma, daha Gazetecilik’te okurken başladım. Yaklaşık 28 yıllık iş hayatımın ilk 10 yılı sırasıyla gazetecilik, araştırmacılık ve reklamcılık mutfağında edindiğim bilgi ve birikimlerle geçti. Entelektüel merakımı da hiç ihmal etmedim. Sanatın pek çok dalı, klasik ve yeni felsefe akımları ile beslendim. Daha sonraki 10 yılda ise, başından beri hedeflediğim mesleğimi icra etme fırsatı buldum. Halkla İlişkiler profesyonelliğinde edindiğim deneyimler, her biri kendi alanında isim yapmış şirketlerin bünyelerinde oluştu. Şanslıydım, çünkü Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülke pazarında pek çok ilk’in altında imzamı atma fırsatım oldu. Bu nedenle gazetelere, televizyon, radyo programlarına üslendiğim projelerin sorumlusu olarak konu oldum, haber oldum.   İşi veren şirket tarafından Halkla İlişkiler ajanslarına geçmem de ayrı bir şans ve deneyimdi. İşi verenin ihtiyaçlarını bilmek, onların kaygılarını anlamak, empati kurmak çok önemlidir. Bu anlamda Türkiye’nin isim yapmış ajanslarında da yine ilk’leri gerçekleştirme fırsatım oldu. Yine bir profesyonel olarak her kademede görevler üslendim, sayısız projeye imza attım, en güzeli de onlarca insanın “usta – çırak” ilişkisi içinde doğrularla yetişmesine, mesleğimizin ihtiyacı olan nitelikli insanların kazandırılmasına katkı sağladım. 40’lı yaşlara geldiğimde, kendi işimi yapmam konusunda, tabir yerindeyse arkamdan itildim ve PR Aktif’in kurucusu oldum. 2000 yılından bu yana odaklandığımız “bilgi ve iletişim teknolojileri” alanında pek çok başarılı projeye imza attık. Para kazanma hırsımız hiç olmadı ama haysiyetimizle çalışıp, edindiğimiz birikimleri hizmet verdiğimiz şirketlere cömertçe sunduk. Onlarca müşteri edinmeyi hedeflemedik ama uzun erimli işbirlikleri değişmez prensibimiz oldu. İlk sözleşmeyi 2002’de yaptık ve hala bizimle çalışmaya devam ediyorlar. Bu kavram tartışılır olmakla birlikte “büyük bir şirket” olmadık, fakat fabrikasyon işler de yapmadık. Her şirkete “terzi işi” özel bir hizmet sunmaya hep özen gösterdik. Zamanla da klasik anlamdaki bir PR şirketi olmanın ötesinde “iş, ilişki ve pazar geliştiren” hizmetler tasarlayıp sunan danışmanlık ajansı olma başarısını gösterebildik. Bu anlamda kendimden bahsetmekten ziyade, elde ettiğimiz başarıda bugüne kadar PR Aktif çatısı altında bulunan herkesi tanıtma şansım olsaydı, başarımızın ardında kurduğumuz sağlam ekip ruhunun olduğunu ifade etmem daha doğru olurdu.                                               

2)      Şirketlerin ve markaların halkla ilişkiler çalışması yapmaya neden ihtiyaçları vardır ve bunu nasıl yapmalıdırlar?  

Eğer kazanmak için oynuyorsanız, birileri tarafından doğru bir şekilde anlaşılmaya, benimsenmeye ve “iyi bir şirket, iyi bir marka”, diye tavsiye edilmeye ihtiyacınız var.   Şirketler ve markalar tek başlarına faaliyet göstermiyor, ticari bir performans sergilerken tedarikçileri, satış kanalları, müşterileri, tüketicileri, çalışanları, sempatizanları, ulusal ve uluslar arası dernekleri, meslek odaları, medyası, kanaat önderleri, kamu kurumları, finans şirketleri, referans kurumları ve rakipleri ile birlikte büyük bir eko-sistem oluşturuyorlar. İşte bu eko-sistem asla kendi seyrine bırakılmaksızın, bilinçli ve stratejik bir temele dayandırılarak yönetilmesi gerekir.  İşte bu gereklilik de şirketler için özel bir ilgi ve uzmanlık gerektiriyor. Sadece eko-sistem kapsamında yer alan tüm kişi ve kurumlarla mevcut iş ve ilişkilerin aktif hale getirilmesi için iletişim boyutuna odaklanmaları gerekiyor.  Aksi halde, ortaya bir kap koyup, onu özene bezene siz doldurup sunmaz, içeriğini tazelemez ve ilgilenmezseniz, rakipler ya da başkaları gelip bu kabı istediği gibi doldurmaya başlar. Bu da şirket veya marka algınızı, itibarınızı tehlikeye sokar.  Sonuç da, önce algı ve itibarınızın sonra da pazardaki kaybınız demektir.   Demek ki, kazanmak için sizin ne yaptığınızı sizin dışınızda kaç kişinin bildiği önemlidir. Bu da, bütünleşik pazarlama iletişimi şemsiyesi altındaki farklı iletişim yöntem ve araçlarını birbirini bütünleyen ve dengeli kullanımını gerektiren stratejik bir yaklaşım ortaya koymak, demektir.     

3)      Dünyada halkla ilişkiler çalışmalarının gelişimi hangi yönde devam ediyor? Yeni model ve ekoller var mı? 

Modeller ve ekoller dönemsel olarak da, küresel pazardaki yeni ihtiyaçlara göre de değişebiliyor. Örneğin, 1990’larda İnternet bu kadar yaygın değildi. İş yapış modelleri haliyle farklıydı. İnternet’te var olmanın önemi bilinmiyordu. Açıkçası dünyaya yön veren yeni teknolojiler, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yeni bir çağ açması, halkla ilişkiler mesleğinin de iş yapış modellerini güncelledi. Artık online pazarlama, web PR gibi yeni konular, yeni uzmanlık konularımız arasında yer aldı. Bilginin en stratejik hammadde olması, ister istemez, pazar bilgisi, müşteri bilgisi, tüketici bilgisine ulaşmanın önemi bir kez daha ortaya çıktı. Bir şirketin insan, para, hammadde ve üretim araçları gibi temel kaynakların optimumum şekilde etkili kullanımı önem kazandı. Bu gelişmelerle, küresel pazarda artık her şirket rekabet edebilir konuma gelebilmeye başladı ve yarın rakibinin kim olacağını da bilemez hale… Artık ne üretirsem satarım anlayışı, yerini tüketici neyi ister ki, rakiplerden farklı özellikleri olan bir ürün veya hizmete odaklanabilirim anlayışına terk etti. Rekabet dün olduğundan daha çok arttı.  Ürün ve hizmet standartları arasında bariz ayrımlar ortadan kalktı. Bu durum da ister istemez mal ve hizmet üretiminde ar-ge ve inovasyonun önemini ortaya çıkardı ki, bu anlayışla pazara sunulan markalı ürünlerin farklılıklarının hedef kitleler nezdinde fark edilmesi, anlaşılması ve tercih edilmesi için pazarlama iletişiminin (PR) yöntem ve uygulamaları da farklı disiplinlerle işbirliğini zorunlu kıldı.   Şimdi markalı özgün ürün ve hizmetler geliştirmekle de iş bitmiyor. Krallığını ilan etmiş olan tüketicinin beyninde ve kalbinde yer edinebilmenin giderek zorlaştığı bir dönemde yaşıyoruz… Bu anlamda değerlendirdiğimizde, bilinirlik ve farkındalık yaratmak, farklılığınızı ortaya koyabilmek kadar,  beğenirlik de bir o kadar önemli kritik başarı faktörleri arasında yer aldı.  Eskiden yapıştırma da olsa farklı imaj (mış gibi) yaratmakla işin bittiği sanılırdı, oysa algıların alınıp satıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Küresel dünyada çok uluslu, çok kültürlü, çok farklı kişi ve kurumların yer aldığı bir eko-sistem yaratıyoruz ki, burada da karşımıza “itibar” ya da “saygınlık” olarak tanımladığımız, şirketlerin “kredibilite”lerini, dolayısyla da “likitide”leri ile direkt ilgili bir kavram çıkıyor… Demek ki, halkla ilişkiler mesleğinin en önemli işerinden biri haline gelmeye başlayan “itibar”, şirket yönetimlerinin de birincil öncelikli gündem maddesidir. Bugün itibarınız yoksa hiçsiniz!.. Şirket ya da markaların gelecekte var olma şansı, itibar çarpanıyla direkt ilgili hale geldi.  Demek ki, “Halkla İlişkiler”, artık bu iki kelime ile tanımlanamaz bir uzmanlık alanı oldu.  Kurumsal İletişim, Marka İletişimi, Kurumsal Algılama Yönetimi, İtibar Yönetimi gibi, her biri farklı alt başlıklarla ifade edebileceğimiz pek çok iletişim yöntem ve uygulamaları ile bütünleşik modeller, iş yapış tarzları ortaya çıktı.         

4)      Genel olarak bakarsak Türkiye’deki firmaların halkla ilişkiler faaliyetlerine bakış açısını nasıl değerlendirirsiniz? Ülkemizde firmalar ne tür çalışmalar yapıyorlar, çok tercih edilen yöntemler var mı?  

Küresel pazarın önemli oyuncuları olma yolunda ilerleyen bazı Türk şirketleri, kendilerini nasıl bir rekabet sürecinin beklediği bilinci ile hareket ettiğinde, jenerik bir ad bir tanım haline gelen “halkla ilişkiler” çalışmalarını lüks bir “gider kalemi” değil, olmazsa olmaz bir “yatırım kalemi” olarak görmeye başladılar.    Özellikle “kriz” dönemlerinde bu iletişim yatırımının önemi daha belirgin olarak ortaya çıkmaya başladı. Gerçi Türkiye’nin krizleri hiç bitmedi ama iletişim yatırımının kazanımlarının farkına da varanlar, yine bu uzmanlık alanına önem veren şirket ve markalar oldu.  Bu anlamda genel bir değerlendirme yaparsak, yerel ve küresel pazarda rekabetin yolunun “beğeni” ve “itibar”dan geçtiğini bilincinde olan firmalar, ticari performanslarını kamuoylarıyla düzenli şekilde paylaşmalarının yanı sıra, tüketicinin beyninde ve kalbinde yer edinebilmenin yolunun “İtibar”dan geçtiğinin bilinciyle, Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve Sponsorluk projelerine de yönelmeye başladıklarını artık görebiliyoruz. Paralel şekilde çalışanları nezdinde de, alışveriş ve işbirliği içinde oldukları eko-sistemdeki tüm kişi ve kurumlar nezdinde de mevcut “itibar”larını korumak ve yükseltmek giderek önem kazanıyor.   Dünün vazgeçilmezi konvansiyonel medyaya verilen önemin, bugünün Web odaklı interaktif pazarlama yatırımlarına doğru giderek arttığını rahatlıkla görebiliyoruz. Bu da ister istemez kapalı şirket organizasyonlarının giderek şeffaflaşmaya başladığını gösteriyor. Kurum ve markaların karakterlerini belirginleştiren “Vizyon, misyon ve değerler” giderek daha anlamlı ve gerçekçi bir şekilde tanımlanmaya başlıyor. Gerek evrensel, gerekse yerel değerlerin iletişimi için daha çok çaba, daha inandırıcı ve samimi projeler hayata geçiriliyor…  

5)      Takip edebildiğimiz kadarı ile ülkemizde firmalar halkla ilişkiler çalışmalarına fazla zaman ve para harcamıyorlar. Bunun sebepleri nelerdir? 

Bir önceki sorunuza verdiğim yanıtta ifade edilen Halkla İlişkiler uygulamaları, hala  yeterince yaygın değil, maalesef… İşi sadece, konvansiyonel medyada haber yaptırtmak, boy göstermekle sınırlı gören pek çok şirket ve markanın bu çağın Halkla İlişkileri uzmanlığından yararlanamadığı da bir başka acı gerçek. Bunun da ahlaki bir sorun, bir iş etiği problemi olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.       Bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum; Halkla İlişkiler yani iletişim, bir şirketin, bir markanın geleceğine yapılan bir yatırımdır ki, bir tesise yapılandan çok daha önemli olduğu aşikar… Öyle ki, oluştura geldiği eko-sitemi bilinçli bir strateji ile planlı, programlı olarak yönetemezse, tüketicisinin kim olduğunu bilemezse, yaşadığı toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak durursa, bir kısım sorunlarını çözmekten kaçıp, küçük bir katkı sağlamazsa, kederde ve sevinçte onlarla birlikte olduğunu hatırlatmayı ihmal ederse, en önemli kaynağı ve sermayesinin insan yani çalışanı olduğunu unutursa, bu anlayıştaki şirketlerin uzun ömürlü olacağını sanmıyorum. Siz de bilirsiniz ki, yapılan araştırmalar, krizleri hiç bitmeyen Türkiye’de, şirket ömürlerinin ortalama 5-6 yıl olduğu gösteriyor.  İletişim yatırımların bu denli önemli olduğunu kavrayamamış şirketlerin de yaşamakta olduğumuz küresel krizde, yatırımlarını kestiklerini ve ilk olarak halkla ilişkiler uzmanlarını ve personellerini işten çıkarmaya başladıklarına üzülerek tanık oluyoruz. Bu durum, “bindiği dalı kesmekle” eştir. Bir başka tanımla, hastanın sürdürülebilir tedavi sürecinden vazgeçmesi, ilacını kesmesi, demektir.          

6)      Mevcut ekonomik durumda firmalarımıza ve yöneticilerimize halkla ilişkiler çalışmaları konusunda ne tür tavsiyelerde bulunabilirsiniz? Çokça söylenen ‘ krizi fırsata çevirme‘de halkla ilişkiler çalışmalarının katkısı olabilir mi?

Yaşamakta olduğumuz küresel kriz ortamında sıkça sözü edilen “krizi fırsata çevirme” kavramı, bence yaygın olarak yanlış anlaşılıyor.  Bu kavramın daha çok “fırsatçılık” şeklinde algılandığını üzülerek belirtmeliyim. Gerçekten olmazsa olmaz yatırımların başında gelen bilgi ve iletişim teknolojilerine, eko-sistem ile çok yönlü bir iletişim çabası için gerekli olan halkla ilişkiler çalışmalarına, en önemli varlık kaynağı olan insanına, çalışanına, entelektüel sermayesine zaten baştan beri önem vermeyen şirketlerin kriz sürecinde de, asıl önemlisi kriz sonrasında yeni pazar fırsatları  yaratabileceklerine inanmıyorum. Bu zihniyetteki şirket yönetimlerinin ancak küçük kurnazlıklara başvurarak, işten insan çıkarmak, ödemelerini ötelemek ya da yapmamak, kusurlu hizmetleri için krizi bahane etmek gibi fırsatçılıklara başvurduğuna tanık oluyoruz.    Oysa, kuruluş ve yönetim felsefelerinde bir önceki paragrafta bahsi geçen olmazsa olmaz yatırımlarını istikrarlı bir şekilde sürdüren şirketlerin, krizlerde şirket değerlerini öne çıkarıp, mevcut kaynak ve yatırımlarını koruyarak, mevcut durum değerlendirmeleri yaptıklarına, paylaşıma dün olduğundan daha çok önem verdiklerine, “aynı gemide” olduklarını unutmadan pazardaki tüm kişi ve kurumlarla iş, ilişki ve iletişimlerini artırdıklarına, yeni işbirliği olanaklarını araştırdıklarına da tanık oluyoruz. Kuşkusuz ki, bahsi geçen bu süreçte, şirket yönetimlerinin kurum içi halkla ilişkiler uzmanları ile iletişim danışmalığı şirketlerinin birlikte daha çok çalışmaları gerektiği de yadsınamaz bir gerçektir.  Bu gerçek doğrultusunda, kriz süreci sonunda bu gibi şirketlerin çok daha güçlenerek çıkacağı, yeni pazarla etme yolunda daha güçlü ve hızlı ilerleyeceği aşikardır.     

7)      Mesleğinizin keyifli yanlarından bahseder misiniz?

Mesleğimizin aslında bir yaşam biçimi olduğunu düşünüyorum. Eğer yaşamın acı ve tatlı tüm gerçeklerini kabullenemiyor, bazılarından vaz geçmeyi düşündüğünüz anlar oluyorsa, “sabah 9, akşam 5” mantığı ile çalışmak istiyorsanız, bu işi yapamazsınız…  Entelektüel bir merakınız yoksa, etrafınızda gördüğünüz bir reklam mesajı, imge ve simgeler ilginizi çekmiyorsa, gazete manşetleri, internet ve TV haberlerinde verilen başlıkları merak etmiyor, bunların ardındaki gerçekleri araştırmıyorsanız, kitap okumuyor, felsefe ilginizi çekmiyor, siyasete uzak duruyor, sinema, tiyatro, müzik, resim, şiir, edebiyat gibi sanat dallarından beslenmiyor, aklınızdakileri özenerek yazma zahmetine katlanamıyor, yaratıcı ruh ve yeteneğinizi de katıp sunumlar hazırlamaya üşeniyor, insanların egolarından ve dışarıya yansıttıkları geçici sıkıntılardan hemen demotive olup kızıyor, teknoloji ve yenilikleri takip etmiyorsanız, bu mesleği ya hiç yapmayın ya da yaptığınızı sanıyorsanız hemen bırakın derim.   Çünkü bunlardan keyif almıyorsanız aklınızı ve ruhunuzu rafine edemez, yeni deneyimler kazanamaz, kendinizi geliştiremez, dolayısıyla da hizmet sözleşmesi yaptığınız şirkete veya onun markalı ürünlerine hiçbir katkıda bulunamaz, kendinize olmayan yararı müşterinize de sağlayamazsınız… Bahsi geçen tüm bu edinimlerden keyif alıyorsanız, hizmet sunduğunuz müşterinizi ilk ele aldığınız yerden tereddütsüz olarak herkesin kabul ettiği bir başarı noktasına getirdiğinizde alacağınız kolektif keyfi misliyle duyarsınız… Özetle, mesleğiniz kişiliğinizin de bir yansımasıdır. Yapmaktan keyif aldığınız bir mesleğiniz olsun, ömür boyu çalışmayın…

HABER ORTAK GAZETESİ'NİN YAVUZ CAN YAZICI İLE RÖPORTAJIN 1 ŞUBAT 2009 TARİHİNDEKİ YANSIMASI  

Be the first to rate this post

  • Currently 0/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Etiketler:

Comments

Add comment


(Will show your Gravatar icon)  

  Country flag

biuquote
  • Comment
  • Preview
Loading





(c) 2009 - Tüm telif hakları PRAKTİF Ltd. Şti.'ne aittir.


English

PR AKTİF İletişim Danışmanlığı 

T: 0212 275 05 25 (pbx)

Yavuz Can Yazıcı 

Genel Yönetmen 

0533 692 02 50, yavuzcy@praktif.com.tr

Esra Taşlıyük 

 Projeler Direktörü

0533 692 02 53, esrat@praktif.com.tr

Kasap Sokak Eser iş Merkezi C Blok No.20 Da. 49 Kat 6 Esentepe 34394 Şişli / İstanbul  

 

En Çok Yorum

Calendar

<<  September 2010  >>
MoTuWeThFrSaSu
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930123
45678910

Yazıları geniş takvimde göster

Son Yorumlar

None

Yasal Bilgi

Site içeriğinin lisanslama detaylarına ait bilgiler

© Copyright 2008